Zaman mı hızlandı yoksa biz mi yavaşlıyoruz? "Yetişememek" temalı
şikayetleri kendi akranlarımdan duysam "yaşlanıyoruz" diyeceğim.
Fakat heyhat benden genç ne kadar tanıdığım varsa onlar bizim nesilden daha
fazla "yetişemiyor".
Sanırım elimizin altındaki aletlere lüzumundan fazla vakit ayırıyoruz.
Böylece hem hayata "yetişemiyor" hem de bu aletler bizi teslim
aldıysa bizden daha akıllı olmalılar diye düşünüyoruz. Sanki birileri bizi
makinaların iktidarına hazırlıyor gibi. Çünkü kendini aşağılamaya başlayan
hiçbir tür hayatta kalamaz.
***
Bu ay normalin üzerinde hareket etmem bana bunları ilham etti. Ne zaman bu tarz düşüncelere gark olsam çareyi felsefede ararım. Bu sefer de öyle yaptım. Yanına da bir roman ekleyince bu ayki okuma istihkakımı tamamlamış oldum. Belki daha fazla okuyabilirdim ama "yetişemedim" sayın okur. (Geçen asrın olayı "Tutunamayanlar"dı, bu çağ "Yetişemeyenlerin" çağıdır. Oğuz Atay'a rahmetle.)
Gelelim bu ay okuduğum kitapların, fakir evindeki akşam yemeği
uzunluğundaki, listesine:
Bu Ay Okuduklarım
1- İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche
(Türkiye İş Bankası Yayınları, 2023, Çeviren: Mustafa Tüzel)
2- Utanç - Selman Rüşdi (Can Yayınları, 2021, Çeviren:
Aslı Biçen)
Ayın Kitabı: İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche
Hristiyanlık, Yahudilik, Platon ve sonrası Yunan felsefesi, Kant, köle
ahlakı, İngiliz püritenliği, Alman hoyratlığı, merhamet... Nietzsche eline
baltayı alıyor ve yukarıda bir kısmını saydığım "şeylere" tek tek
girişiyor. Felsefe bir ihtiyaçsa, şahsen benim bu ihtiyacımı Nietzsche kadar
karşılayan başka bir filozof okumadım.
Dokuz ana bölüm ve bir "son şarkı"dan oluşan kitap ince sayılacak
bir fiziğe sahip. Nietzsche'nin kullanmayı sevdiği pasajlar şeklinde yazılan
eser ilk kez 1885'te okuyucuyla buluşmuş. Bütün Nietzsche kitapları gibi
zamanında ikinci baskıyı bile yapamamış, şimdi sadece bu kitabın yalnızca
dilimizde kaç baskı yaptığını tespit etmek için derin bir araştırma yapmanız
gerekiyor. Benim böylesi bir araştırmaya harcayacak vaktim yoktu, neyse ki,
amacım da kitabın dışının değil içinin serüvenini sürmekti.
"Üstinsan"a ulaşacak yolun "iyinin ve kötünün ötesinde"
olduğunu söyleyen düşünür, "yaşamın kendisi güç isteğidir." (s.18)
diyor.
Vasatın hâkim olduğu memleketimizde çok kolay anlaşılacak bir cümle ediyor:
"Ortak olabilen her zaman düşük bir değere sahiptir." (s.50)
Özellikle "büyük adamların" bir noktadan sonra kendileri olmayı
bırakıp kendilerini oynadıkları bilinir. Nietzsche bu durumu şöyle görüyor:
"Kim kendi iyi ününü korumak için en azından bir kez - feda etmemiştir
kendini?" (s.80)
Feylesof 19. asrın sonu için sormuş ama bugüne daha bir oturuyor: "İstemin
felç olması: günümüzde bu kötürümün otururken görülmediği yer var mı?"
(s.131)
Laf arasında aynı sayfada okuduğum en iyi Rusya tanımlarından birisi yer
alıyor: "Avrupa'nın âdeta Asya'ya geri aktığı o muazzam ara ülke..."
Aslen filolog olan Nietzsche filoloji ilmiyle ilgili şu kıymetli tespiti de
araya sıkıştırıyor: "...dilin tarihi bir kısaltma sürecinin tarihidir."
(s.213)
İnsana dair şu pasaj da beni oldukça etkiledi: "Büyük olana
ulaşmaya çalışan bir insan, yoluna çıkan herkesi ya bir araç ya da bir gecikme
ve engel olarak görür - ya da geçici bir döşek olarak. Yakınındaki insanlara
yönelik, kendine özgü, yüksek türden iyiliği ancak kendi doruğundayken ve
hükmediyorken mümkündür. Sabırsızlık ve o zamana dek hep komediye mahkûm
edilmiş olmanın bilinci - çünkü savaş bile bir komedidir ve gizler, her aracın
amacı gizleyişi gibi gizler - onun kurduğu her ilişkiyi berbat eder: bu türden
insanlar yalnızlığı ve yalnızlığın barındırdığı en büyük zehri bilirler."
(s.218)
Nietzsche veya felsefe okumaya bu kitapla mı başlanmalı? Sanmıyorum. Fakat
felsefeye zaten bir ilginiz varsa ve bu kitabı henüz okumadıysanız hararetle
öneriyorum.
***
Utanç: Selman Rüşdi çağımızın en büyük yazarları
arasında yer alıyor. Daha önce başyapıtı Geceyarısı Çocukları'nı okumuş ve
vurulmuştum. Modern dönemlerin en aptalca fetvasına sebep olan Şeytan
Ayetleri'ne de şöyle bir bakmış, sonra bırakmıştım. Utanç, yazarla üçüncü
maceramız. Bir başyapıt mı? Değil. Fakat yine doğduğu toprakları merkeze alan,
Geceyarısı Çocukları'nın aksine zamanda değil karakterlerde
"kaydırma" yaptığı, usta işi bir roman. Kitabın özüyle ilgili olmasa
da bütün hikâyelerin özeti mahiyetindeki şu alıntıyı yapıyor, romanı
meraklısına tavsiye ediyorum: "İnsanın anlatmayı seçtiği her hikâye bir
tür sansürdür, başka hikâyelerin anlatılmasını engeller..."
***
Umarım faydalı olmuştur. Önümüzdeki ay, yeni
kitaplarla, buluşmak dileğiyle...

0 Yorumlar