6 Şubat depremlerinin ardından ortalığı müthiş bir keşmekeş kaplamıştı. Sanal medya denilen ortam çığırından çıkmış, etraf yalan bombardımanına tutulmuş, televizyonda her şeyi konuşan çubuklu adamlar bu sefer deprem profesörü kesilmiş, milletin canı burnuna gelmişti.
Bir kısım münasebetsiz buradan siyasi menfaat teminine kalkışmış, anası-babası belirsiz bazı serseriler enkaz altında kalan vatandaşlarımızla dalga geçmeye çalışmış, devlet geç kalmış, toplum sarsılmıştı.
Bütün bu hengâmenin ortasında İlber Ortaylı televizyona çıkıp, bilhassa müteahhitlere seslenerek, "Memlekete borcunuzu ödeyin" demişti. Bu kadar gürültünün içinde duyduğum tek aklı başında sözdü. Türlü şaklabanlıkların ortasında doğru dürüst bir laf duymak yüreğime su serpmişti.
"Memlekete borcunu ödemek" için insanların yaşadıkları memlekete borçları olduğunun idrakine varmaları gerekir. İlber Ortaylı önce akademisyen ardından bir kamu entelektüeli olarak bu borcun farkındaydı.
Onu ilk kez televizyonda izlemiş, mimiklerini kullanmayı bir tenezzül meselesi hâline getiren bu adamın anlattıklarını keyifle dinlemiştim. Daha sonraki zamanlarda onu dinlerken notlar aldığımı hatırlıyorum. Sonra dinlemeyi bırakıp kitaplarına yöneldim. Bunlar uzun zaman önce yazılmış iyi kitaplardı. Altını çize çize, bazı cümlelerine itiraz ederek, bazılarınıysa hayret ederek fakat her hâlde büyük bir iştahla okumuştum.
Eski Dünya Seyahatnamesi tatlı üslubuyla şu anda ilk aklıma geleni. Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu Türkçe yazılmış en iyi doktora tezlerinden biri. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı eseri hâlen aşılamamıştır. Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi ise şaheseriydi.
Okuduktan sonra yeniden izlemeye başladığımda dışarıdan hep aynı şeyi aynı tonda anlatıyormuş gibi görünen bu adamın bulunduğu mecraya ve muhatabına göre esneyebilen bir sohbet ustası olduğunu fark ettim.
Kolay tüketilen şeylerin satıldığı bir pazarda hazmı zor olan yiyecekler sunuyordu. Zekiydi. Kendisini zora sokacak açıklamalardan ısrarla kaçınıyor, ortama uymayı biliyordu.
Kitaplarındaki net tespitlerden ziyade - belki de onları çoktan yazmış olmanın getirdiği bir bezginlikle - yeni şeyler söylemek istiyordu.
Hayatı seviyordu. Uzun süren hastalığında doktorların lafını dinlemesi için ölüm döşeğine yatması gerekti. Çünkü artık yolun sonuna geldiğini biliyor, az kalan vaktini zorunda kalmadıkça durarak geçirmek istemiyordu.
Kibirli miydi? Evet. Fakat yukarıdan bakışının altını öyle ustalıkla dolduruyordu ki insanlar bundan o kadar da rahatsız olmadı. Belki egolarını törpüleyecek birisi olarak baktılar ona. Çokları tarihi onunla sevdi.
Cumhuriyet'te başladığı kamu için yazı hayatını önce Milliyet ardından Hürriyet gazetelerinde tam 25 sene kesintisiz sürdürdü. Bu çeyrek asrın hiç olmazsa son 15 senesinde daimi okurlarından biri de bendim. Son yazısına kadar da bu itiyadımı sürdürdüm. Evlere gazetelerin girdiği zamanlarda onun yazılarını kesip sakladığımı hatırlıyorum. Her zaman bir şey öğreniyor muydum? Hayır. Bazen Türkçe değil başka bir dil kullanıyormuş gibi geliyordu ama bu durum bir şeyler öğrenme ihtimalimi ortadan kaldırmıyordu.
Muhakkak bir popüler kültür ikonuydu. Tarihçilik hevesine kapılmamda etkili olduğunu inkâr edemem. Çok şey öğrendiğimi de...
Bencil olduğu anlarda ona kızdığımı hatırlıyorum. Ama yine de - her şeye rağmen - İlber Ortaylı'ya saygı duyduğumu kayda geçirmek için bu yazıyı yazıyorum.
Kıymeti kendinden bile menkul olmayan pek çok tipin en ipe sapa gelmez pespayelikleri sergilediği bir zamanda onlara aslında kim olduklarını hatırlatması az hizmet değildi. Nitekim ölümünden sonra milletin onu rahmetle anması ve fakat bir kısım vasıfsız akademisyenin ve ne idüğü belirsiz asalağın tepinme çabası içine girmesi sebepsiz değildir. Kuyruk acısı unutulmaz.
İlber Ortaylı istediği gibi yaşadı, zamanı gelince öldü. Ölümünün ardından her kesimden insanın samimi üzüntüsü Türklerin bilgiyle ilişkisini problemli görenlere ders niteliğindedir. Milletimizin anlama kabiliyetinde bir sıkıntı yoktur. Mesele doğru şekilde anlatabilmektedir. Bu bir beceridir. Becerinin takdir edilmesi gerekir.
Ölmeden evvel, 4 Ocak günü Hürriyet'teki köşesinde, "Yazılarımı sadece üniversite için yayımlamayı bir fazilet sayıyordum. Yanlış!" diye yazmıştı. Umulur ki bu ölüm Türk milletinin hakikaten değerli olan insanlara gösterdiği saygının ve sevginin derecesini ispat etmeye yarar.
Ülkemizin akıllı insanlara ihtiyacı vardır. Bu insanların hiç olmazsa bir kısmı memlekete olan borçlarını kamunun huzurunda ödemekle mükellefler. Bu kaçınılması gereken bir meşgale değil, kıymetli bir görevdir.
İlber Ortaylı memlekete olan borcunu ödedi. İnsanın yaşayıp öldüğü bu dünyaya eserler vermek suretiyle bir iz bıraktı. Galiba en önemlisi bu. Gerisi onlarca kitabıyla yazımına katkıda bulunduğu tarihe kaldı.
Allah rahmet eylesin.

0 Yorumlar